‘kendinden nefret eden alçakgönüllü değildir’.
cioran.
bir: hayata olan inancın kaybedilmesi. iki: herkesin kaçıp gitmesi, gitmeye karar vermesi, gitmek için eylem yapması. üç: yalnızca sorunların gerçek olması ve onların geçiciler tarafından yok sayılması.
bir, iki ve üç’den yukarıda. yukarıda olan, başlatıcı işlevi ile orada.
yalan, kısa vadede çözüm olarak işletilen, yokedici teknoloji. söyleyenin intiharı, gerçeklikle ilişkisini kesmesi, hakikatsiz bir hayat inşaası. yalan, yayılan birşey. kendi kendini gerekçe göstererek.
foucault: “parrhesiastes, risk alan insandır. örneğin bir arkadaşının yanlış bir iş yaptığını görür ve ona hata yaptığını söyleyerek öfkesini uyandırma riskini göze alırsan bir parrhesiastes gibi davranmış olursun”.
2011 yılında hakikat kimin, kaç kişinin umurunda. hayat, kutucuklar içinde yaşanıyor. küçücük teoriler ve odalar içinde. ötekileri yalnızca bir görüntü olarak varsayarak ve uyuşukça. yırtıcı globalleşmenin oluşturduğu büyük oluşumlar karşısında kendini iktidarsız hissedenler. kutucuklar, yapmacık.
parrhesia, kişinin düşüncelerini açıkça ve hiçbir şeyi gizlemeden söylemesi anlamına geliyor. mesele bir hürriyet meselesi değil. daha çok, hakikatli olmak meselesi.
‘bana hakikati söyle’ cümlesini kuran yanlış bir yerde takılıyor olmalı, takılı. hakikat’in talep edilmediği ve hakiki olan’ın riskte olduğu bir zaman ve yerde kendi halinde kalmak mümkün mü?
ortada geçicilerin oluşturduğu bir sorun var. sorun çözülmeli, çözülebilir. the sorunu kim çözecek? geçiciler kendi işinin peşinde ve rahat görünümlüler. varlıklarının farkında olmayan öldürülmüş yerliler kımıldamadan yatıyor.
29 Eylül 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder