06.11.2012 00:00
‘her düşünce bir tebessümün yıkıntısını
andırmalıdır’. cioran.
d&r’da kasa kuyruğunda önümdeki
çirkin kadın, yanındaki çirkin kadına, elindeki kiabı gösterdi, kitabın adı, bu
egoları şişirsek de mi saklasak, iyi mi?
başlık, iyi. çocuk, uyanık. para
kazanıyor. iş, iş işte.
çirkin kadın, bende ego yok bu kitabı
almaktan vazgeçtim, dedi. öteki çirkin kadın, cevap vermedi.
insanlara bakıp, yüzlerini izlediğimde
onları görmekten acı duyuyorum.
yüz; uygulanan iktisat siyasetinin,
kültürsüzleştirme/ köksüzleştirme tezgâhının, soygun ve hırsızlık tarihinin bir
imgesi. güzelim bir valık olabilecekken kuruyup kalmış bir yüz. beyinsizliğinin
göstereni.
kadın, bende ego yok, dedi.
kadının çirkinleşmesinin sebebi
beyinsiz olması olmalı. büyük ihtimâl ile. beyin, çekicidir.
parıldayan varlık olabileceklerken
ortada ne parıltı var ne de ateş. ne karakter ne estetik.
kadın, yanındankine konuşuyor görüntüsü
altında korsan konferans veriyor. kadın, kendini anlatıyor. bir kez bile onaylanmamanın
verdiği acı ile haykırıyor, egosunu yenmişmiş!
kırk yaşlarının başındaki kadın, kırk
yılda bir kez olsun düşünmemiş. kim olduğunu, kendine hiç sormamış.
hilmi yavuz, beş yıl sonra bir şiir
kitabı çıkarmış. fırsat bu fırsat, ekran’da konuşan hilmi yavuz, türklerin
temel sorununun referanssızlık olduğunu ilân etti.
türkler de öğrendi!
hangi referanssızlık olduğunu
söyleyemedi, hilmi yavuz. orada kaldı. durdu. sustu.
cemal süreya: ‘ismet paşa lozan
konferansında çiçekçi kıza ne söylemişti: dünya’da ne varsa onu’.
yerinde karamsar schopenhauer’a göre;
yaşamın ilk kırk yılında bir metin yazılıyor, ikinci kırk yılında metin
yorumlanıyor. ilkinde ahlâk, ikincisinde sanat var. ilki, gerçek. ikincisi,
yalan.
yaşlı insanları, komik olmadıkları
sürece, dinlememeli. uyduruyorlar.
ismet özel, genç’tir.
yerinde karamsar’a göre, yaşamın ikinci
yarısında maskeli balo sona erer, maskeler çıkartılır, yaşananlara benzer
şeyler olur. yaşamın akışı içinde bağ kurduklarımızın gerçekte kim olduklarını
görürüz.
adam, sabah kalkar, kahvaltısını yapar,
ceketini alır ve evden çıkar. gidiş o gidiştir. bir daha eve gelmez adam.
ilk kez, içindeki sesi dinlemiştir.
hayat, tuhaf’tır.
hayatı normalleştirmeye çalışan küçük
insanların yüz hatlarında derin çizgiler vardır. ızdırap ve mahkûmiyet.
bir hiç uğruna.
kişilikler ikinci yarıda ortaya çıkar.
artık bekleyecek bir şey yoktur. saklayacak bir şey kalmamıştır.
çirkin kadın, fırsat buldu, d&r’de
haykırdı: bende ego yok.
şüphesiz ne dediğinin farkında değildi.
neden kırk yıldır bu dünyada olduğunun da.
yaşamın sonuna doğru dalgaların kahkası
anlaşılıyor olmalı.
hilmi yavuz, behçet necatigil’den söz
etti.
bana ne?
kalbî selâm ile.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder