Şüphe etme/ var



 07.11.2012 00:00

 “bürodan kurtulamadım mı, düpedüz mahvolacağımı açıkça görüyorum. yapılması gereken bir şey varsa, elden geldiğince uzun süre başımı suyun üstünde tutup boğulmaktan kurtulmaya çalışmaktır”. kafka.

benjamin, 7-8 haziran 1930 günü, mutlak bir terk edilmişlik hissiyle saldalyesinde oturduğunu, not etmeden önce, gert’e karşı tutkulu bir aşk hissettiğini bildiren bir cümle yazıyor.
içimizde kaybolmuş olan şeylerin kanıtı olarak gerekli bir şey var.
yalnızca sahip olanın kavrayabildiği bir şey.
benjamin’e göre; kırmızı, kırmızı rengin her gölgesine konan bir kelebeğe benzer.
görülen değil, görendir hakikat.
elde boşluk olduğunda kıvranmak bir şey değil. farkına varış, nihaidir.
iskoçya’da siyah yüzlü bir kuzu 90 bin sterline satıldı. yüz, siyah. kuzu, kuzu. yüz sterlin değerindeki bi rkuzu için 90 bin ödeyen yalnızca bir düş sahibidir. the olayın iktisadi bir açıklaması imkânsız.
görüntüden geçememenin maliyeti gösteri çağında yüksek oluyor. alacağını hissettirirsen fiyat, ânlık olarak yükselir. sınırsız bir şekilde.
parça, bütünle irtibatlıdır. varoluş bir irtibat.
insan, bütünü içinde barındırır. eksik olanını arar. bulamadığını gören insan, iknâ olmaz. sonsuzluğa doğru bir arayış.
sınırlara inanmak. işte tüm mesele.
ne kadar iyi olduğuna inanırsan o kadar iyisin. sonsuzluk karşısında ya da sınır karşısında.
dr.yılmaz akyüz’ün matematik dersindeyiz. yılmaz hoca, tahtayı bir eliyle dolduruyor, diğeri ile siliyor. sınıfta bir ses yükseldi: ‘daha somut bir şey anlatır mısınız?’. yılmaz hoca, uzun uzun baktı, matematiki terk etti: ‘patates. sizin anladığınız anladığını sandığınız şey, patatestir’.
dersi terk etti.
matematiki anlayabilirsin. anlayamadığını hissedersen patatesi anlayabildiğini hissedersin. patatesin basit bir varlık olduğunu, anlaşılabilir bir nesne olduğunu varsayarsın.
matematik bir yaklaşım, yöntem sadece. sezgi olmadan hiçbir işe yaramayacak bir metod.
ünlü bir matematikçi otomobili ile orman yolunda giderken, önündeki ağaca çarpıyor. dümdüz bir yolun kenarında sıra sıra ağaçlardan bir tanesine bindirmiş otomobilden matematikçi iniyor. kazayı gören bir köylü, ünlü matematikçiye yaklaşıyor, görmedin mi, koskoca ağacı geldin çarptın, diyor. ünlü matematikçi, neden kaza yaptığına dair bir analiz yaptıktan sonra, köylü’ye dönüyor, bak, diyor, çarptığım ağaç diğerlerinin hizasında değil daha çok yolun ortasına yakın!
dahiler böyledir. dünyanın en karmaşık problemleri ile uğraşabilirler, gözlerinin önündeki ağacı görmezler.
o ağacın orada olmaması gerekiyordur. dahi, hata terimini anlamakta zorlanır.
sınırlamalardan kurtulmalı, sahte sınırlardan, başkalarının sınırlarından, adlandırmalardan, tanımlardan, takıntılardan kurtulmalı. varolmak için şarttır.
ben böyleyim işte, diyen bir kadın tipi vardır.
aferim, sen öyle ol. öyle kal.
kaygıları, düşünceleri, hesapları, kitapları bir yana bırakın. bir yan neresi ise işte oraya.
mansur’un, en el hak, ben hakikatim, haykırdığı yere/âna gelin.
orası çok güzel.

kalbî selâm ile. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder