‘dünya evrensel bir kitaplığın tezahürüdür.’
borgesAh Kadınlar, sizin hakkınızda bir iki şey bilmek isterdim. Bilemedim. Kadın ruhunun derinliklerinde ne vardır? Kadında derinlik nedir? Bir kadın ruhundan söz edilebilir mi?
Napolyon kadınlara yenildi. Beni Yakup Kadri yapıyorsunuz. Çıtak, hala arar.
Bir kadınla birlikte olmak bir kadının tahakkümcü ve negatif iktidarının içinde olmak anlamına gelir. Nesneleşmektir.
Erkeklerin kadınlar hakkında bildikleri şeyler, bölük pörçük gözlemler temelinde kurulan bir tahmin, bir masaldır.
Kadın bir hakikat üretme sistemidir. Kadın hakikat üretir, bunu yaparken belirli teknikler kullanır. Kadın tekniklerinin başında, ağlamak gelir. Ağlayan hiçbir kadın gerçek değildir.
Türk kültüründe mutlu olmak iyi ya da gerçek değildir. Türkler, başka bir gerçeklikle yaşar. Şudur: 'Daha kötü şeyler olacak. İyilik ve güzellik imkansızdır.' Türklerde hayatı engelleyen bu algıdır.
Türkler yeni olan herşeye meraklıdır. Bu yaklaşım makinalarla sınırlı. Türk, yeni insan tanımayı sevmez. Rastladıklarını tanır, sık gördüğünü arkadaş, en sık gördüğünü dost varsayar.
Öğrenci yurtları akıl hastaneleridir. Cinselliğin çarpıtıldığı bir alan olarak öğrenci yurdu Türkiye’de kadın ile erkek arasındaki savaşın bir eğitim kampı sayılıyor. Sokak, kafe, meyhane, sözde bar, sinema, okul ve başka alanlar kamplardır.
Yürümeyen kadın erkek ilişkisinde suçlu olan erkektir. Bu varsayım, toplumda genel kabul görür. Varsayıma göre, erkek sapıktır ve kadına şiddet uygulamaktadır. Yine varsayıma göre kadın kendini erkeğine adamıştır, evine ve çocuklarına adamıştır, masumdur, sevgi doludur. Hayvan erkek kadını anlayacak kadar zarif değildir, kadını aşağılar, mutsuz eder.
Türklerde anlık karar uygulayan kadın çok yoktur. Bunun sebebi de hayvan erkeklerdir!
Olay yeri: Washington, D.C.
Olay zamanı: Aralık sonu.
The Cheescake Factory isimli bir alanda normal bir akşam. Garsonlar tanıyorlar, yani hakkımız yenmez.Yandaki sandalyeye bir kadın otoruyor. Uzun elbiseli olabilir. Ayakları görünüyor. Ayak bilekleri ince. Dehşet bir kadın olmalı. Cildi sadece dişi. Kadın uzun kollarıyla iktidar alanıma sarkıyor. Elindeki içki menüsü var, dikkatli okuyor. Samuel Adams sipariş ediyor. Benimkinden. Samuel Adams, bağımsızlık bildirgesinden imzası olan Amerikalı. Boston’da heykeli var. İyi biradır.
Hayatta tesadüfüliğe yer yoksa ne yapabiliriz?
Burada ne yenir sorusunu soruyor. Ne kadar aç olduğunu ise ben soruyorum. Bir kadına ne kadar aç olduğu sorulur mu? Bir kadın ne kadar aç olduğunu bilebilir mi? Cevabı: Tam açım. Yüzüne bakmamaya çalışıyorum. Budizmin prensiplerini okumayı bırakıyorum. Kadınlar, okunması gereken öteki kitaplardır. İkinci silahı çıkartıyorum: Michel Foucault. Foucault’yu Foucault yapan, Cinselliğin Tarihi kitabıdır. Foucault, bu kitapta cinselliğin bastırılmadığını, tam tersine modern biyolojik iktidar tarafından üretilip bedene nüfuz etmek için bireylere dayatıldığını yazdı.
Kadının yanında bu konu üzerinde düşünmeyi denemeli.
Bu kitap, Freud ile başlayan insanın hakikatini ve özgürlüğünü arzuların özgürleşmesinde bulan kuramın ağır eleştirisidir.
Batılılar, devamlı tuzaktadırlar. Uzun zamandır. Batı içi boş bir formdur.
Yanımda bir kadın var. Kafamda ise altı yaşından beri taşıdığım kadın imgesi.
Dedem İsmail Hakkı’nın kadınlar konusundaki derslerinden koptum.
Bilimsellik sınırları içinde hapsoldum. Bilincin somut analizinin erkeğin bir bütün olarak kadınla ilişkisinin analizi anlamına geldiği sonucuna varmış olabilirim. ‘Çünkü, insanların kendi yaşamsal varlıklarına ilişkin bilinçleri, her an için ve tüm eğilimleriyle bu işte bu ilişkide ortaya çıkar.’
Kadına bilimsel yaklaşılmaz. Kadın imgesi ile ilgili eylemler ise bambaşka birşeydir. Evet bu bilimsel olabilir.
Samuel Adams tazeleniyor. ‘Tazelemek’ Batı kavramıdır. İhtiyaçları var. Batı, devrimler coğrafyasıdır. Foucault’ya kadar Batılılar bu devrim işine kafayı taktılar. Foucault, AIDS’ten 1984’de göçmeseydi daha neler yazardı? Şunu öğretti Batılılara: Siyasi mücadelede tek bir hükümranlık kaynağı, örneğin devlet aygıtı, belli bir sınıf, örneğin burjuvazi ya da üretim biçimi, örneğin kapitalizmi, hedef alan global bir eylem olamaz.
O halde gidip polis öldürmeyin!
Aklıma Türkler geliyor. Bizimkiler, bu iktidar kavramından yönetici sınıfı anlıyordur, eminim. Foucault, iktidar ilişkilerinin daima bir bilgi alanı oluşturduğunu, bu bilginin de karşılığında iktidar ilişkilerini güçlendirdiğini ve iktidarın işleyişini mümkün kıldığını yazıyor.
Eşref, bir gün bu alandaki bir masada bana ‘devlet benim’ küçük cümlesini kurmuştu. Saftır, inanır.
Sigara satın alıyorum. Kadın elimde sigara gördüğü an ateş uzattı. Hayatımda hiçbir kadın daha önce sigaramı yakmamıştı. Hala kadının ayaklarını görüyorum, sadece. Ayaklarından yüzünü kurguluyorum. Kemik aynı kemiktir. Topuk ile parmakları arasındaki mesafeden yüz hatları çıkartılabilir. Parmakların boğumu ile burun mutlaka simetriktir. Rahat bir kavisten çene kemiği tasarlanabilir.
Aramızda sözcükler değiş tokuş ediliyor. Aksanından şehirli olduğunu çıkartıyorum. Doğulu olmalı. Ama Boston’dan olamaz, İrlanda aksanına yakın değil aksanı. Depresif olmadığına göre, Şikago’lu değildir. Büyük olasılıkla kadın, New York’lu. Amerika'da gerçek şehirliler sadece New York’ludurlar.
Bu kadına nasıl yaklaşmalı? Prensiplerle mi yoksa değerlendirme mi yapmalı?
Lavaboya gidiyorum. Şizofrenik akım devrede. Aklıma bir şey geliyor. Aklıma gelen şey hareketlendiriyor. Hızla yerime geçiyorum. Kurduğum cümle şu: “Buda’nın parçası mısınız yoksa FBI ajanı mı?”
Yanıt: Bunu sevdim.
Hareket: Birlikte New York’a uçuyoruz.
19 Mart 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder